Köşe Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2016 Çarşamba

Kötü Anıları Oksitosin Mi Siliyor?


Sevdiğimiz insanlara karşı güven duygumuzun nasıl oluştuğunu hiç düşündünüz mü? En çok sevdiklerimiz en çok kırıldıklarımızdır aslında! Kırılmalarımız, küskünlüklerimiz yerini kısa sürede tekrar sevgiye ve güvene bırakır. Çünkü kötü anılarımız silinir! 


Kötü anılarımızı kısa süreli hafızadan silen ise Oksitosin adındaki bir hormondur. Oksitosin ile ilgili uluslararası indeksli dergilerde 70’den fazla yayını bulunan ve beynimizin çalışması üzerine çok farklı araştırmalara imza atan İstanbul Bilim Üniversitesi Deneysel Tıp ve Ar-Ge Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Oytun Erbaş, bu hormon hakkında çok farklı bilgiler verdi. 

Oksitosin nedir? 
Oksitosin, kelime anlamı olarak hızlı doğum demektir. Beynimizde bulunan hipofizden salınan bir hormondur. Hipofiz beynimizde, iç salgı bezlerini kontrol eden organdır. Burnumuzun arkasında iki bölümü vardır, ön ve arka hipofiz olarak adlandırılır. Oksitosin, arka kısmından salınıyor. 

Ne zaman salgılanır?
Oksitsoin’in, doğum yaklaşırken kanda oranı yükselir. Rahim (Uterus) kasılmasını sağlar ve doğum gerçekleşir. Mesela, Hipofizi çıkarılan hayvan doğum yapamaz.
Doğum sonrasında da Oksitosin’in görevi bitmiyor. Memedeki süt yapan bezleri kasıyor, böylece sütün bebeğin ağzına gelmesini sağlıyor. 

Oksitosin’in iki görevi var. Biri doğumu gerçekleştirmek, diğeri de sütün çocuğun ağzına gelmesini sağlamaktır. Oksitosin sütü yaptırmaz sütü fışkırtır, sütü yapan Prolaktin hormonudur. 
Erkeklerde ejekülasyonda Oksitosin salınır. Orgazm sırasında Oksitosin seviyesi pik yapar. 

Oksitosin ne zaman artar, ne zaman azalır?
Sosyal etkileşim sırasında kanda oranı artar. İnsanlar sosyal yaşamak zorunda. Ancak yeni görülen nesnelere karşı korku duyarız. Bu da strestir, her yenilik bir strestir. Yeni ortam ve yeni insanlar da birer strestir. Streste her türlü hormon artar kanda; İnsülün de artar, Kortizol da artar, Oksitosin de artar. 

Oksitosin stresi önlüyor mu?
Oksitosin stres devrelerini baskılıyor, güven ortamı oluşturuyor. Eğer güven ortamı oluşması gerekiyorsa, ortamda korkulacak bir şey olmadığını söyleyecek şey Oksitosin’dir. Onun için yeni bir ortama girildiğinde, can sıkıcı her hangi bir olay yoksa anksiyete hissedilmiyorsa Oksitosin artıyor. Çünkü Oksitosin stres devrelerini kapatıyor. 

Kadın erkek ilişkilerinde ya da farklı ortamlarda Oksitosin artıyor, korku devrelerini kapatıyor ve stres ortadan kalkıyor. Stres devreleri kapanınca da aynı yerde oturulabiliyor. Oksitosin olmasaydı stres devreleri kapanamazdı. 
Yeni bir insan ile tanıştığınızda ve stres olduğumuzda bütün hormonlar artar, Oksitosin’in buradaki önemli görevi “güven” yanıtını oluşturmasıdır. 

Güven duymak için unutmamızı nasıl sağlıyor?
Oksitosin kısa belleği siliyor. Kötü bir davranışta bulunan arkadaşın ya da sevgilinin hatasını Oksitosin siler. Yeni doğum yapan annelerde Oksitosin yüksektir, sonra çektiği acıyı unutuyor. Güvenmek için acı veren anıların silinmesi gerekiyor.  Oksitosin, bir bireyin uzun dönem güvenmesini sağlıyor. Stresi baskılıyor ve kısa dönem belleği siliyor. 

Oksitosin doğal yolla nasıl artar?
İnsanların birbiriyle tokalaşması, sarılmaları Oksitosin’i artırır. Anneanne, babaanne, dedelerin olduğu büyük ailelerde yaşayan kişilerde daha fazla Oksitosin salgılanır. Oksitosin vücutta stresi azaltıp, huzuru artırdığı için iltihabi hastalıkları da azaltır o nedenle büyük ailelerde damar sertliği gibi hastalıklar daha az görülür.  Bu da yaşamın uzamasında en önemli faktördür.  

Oytun Erbaş kimdir?
İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesinde Yardımcı Doçent olarak görevine devam etmektedir. Ayrıca Bilim Üniversitesi Deneysel Cerrahi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü olarak görev yapmaktadır. Çalışma alanları inflamasyon ve psikiyatrik ilişkiler, oksitosin, epilepsi, metabolik sendrom ve diyabetik komplikasyonlardır. Esas çalışma alanları oksitosin, psikiyatrik hastalıkların mekanizmaları, otizm, hayvan modelleri ve ilaç araştırmaları, EEG, EMG, EKG ve diyabet ve metabolik hastalıkların semptomlarıdır. 

Medyada Doğru Şekilde Kendinizi İfade Etmek İçin Seçimlerinize Dikkat Edin!

Sağlığımızla ilgili her gün yeni bir haber ile karşılaşıyoruz. “Bu haberlerin ne kadarı doğru?” sorusu akla gelirken, bunların arasında kaybolabiliyoruz da. Çünkü sağlıklı yaşam için farklı seçenekler sunulduğu gibi hastalıklarla ilgili de çok fazla seçenekle karşılaşıyoruz. 

Medya ile ilişkilerinizi düzenlemek ve doğru iletişim kurmak ister misiniz?
Bunu çok kolay bir şekilde elektrik devre sistemi ile anlatabilirim. Bilim insanı ve sağlık çalışanı bilgi kaynağı olarak elektrik devresinin pil görevini görür. Çünkü, yakıta ihtiyaç vardır ve yakıt için bilgi gerekir. Gelen bilgi anahtar görevi gören gazetecinin sayesinde habere dönüşür ve lamba yanar. Lambanın ışığı ile etraf aydınlanır. Aslında medya tam olarak bunu yapar, bilgi ile dünyayı aydınlatır. 

Medya İlişkileri Nasıl Olmalı?
Bilim insanları ve doktorlar basın mensupları ile iletişim kurarken zorluk yaşarlar. Bilimsel araştırmalar, bilimsel düşünce ve sağlıkla ilgili çalışmalarının medyada nasıl yer alması gerektiği konusunda kararsızdırlar. Ülkemizde birçok insan yeni araştırmalar, yeni olgular ve mevcut bilgiden medya sayesinde bilgi sahibi olurlar. Hatta sağlık çalışanları ve bilim insanları da medyadan yenilikleri takip eder. 

Gazetecilerle Barış İmzalayın
Birçok bilim insanı ve hekim, gazeteci ile konuşmaktan korkar ve isteksizdir. Çünkü, bilim camiasında yıllarca emek vererek kazandığı itibarını, medyada çıkacak kötü bir haber ile yok edilmesinden korkar. O nedenle fazla ihtiyatlı davranırlar. Oysa medya iletişiminin incelikleri öğrenilse, işler bu kadar da zor olmayacaktır. Burada önemli noktalardan biri de seçim yapmaktır. 

Hayatımız tercihlerden oluşur aslında. Biz seçenekler arasında kaybolurken, mantıklı seçim yapıp yapmadığınızın kuşkusu içinde dolaşır dururuz. Çok fazla seçeneğin olması aslında doğru seçeneği bulmamızı zorlaştırır ve bu durumda da geri adım atabilir ya da çok daha kolay yönlendirmeye açık olabiliriz. 

“Seçme Sanatı”nı Öğrenelim
Seçme Sanatı kitabının yazarı Sheena Iyengar , Stanford Üniversitesi'nde doktora öğrencisiyken bir süpermarkete gider, mağaza müdürünü ziyaret eder ve kendisine şu soruyu sorar: "İnsanlara bu kadar çok seçenek sunmak gerçekten işe yarıyor mu?" 

Sonrasında da bir araştırma için mağaza müdürü ile konuşur.  Sheena Iyengar seçimlerimizle ilgili yaptığı çalışmalar hakkında şunları söylüyor:  “Mağazada küçük bir deney yapmaya karar verdik, bunun için reçelleri seçtik. 

348 çeşit reçelleri vardı. Tadım için, mağazanın girişine yakın küçük bir stand kurduk. Buraya 6 veya 24 farklı aromada reçeller koyduk ve iki şeyi gözlemledik. 

Birincisi, hangi durumda insanlar daha çok duruyor ve reçel tadıyorlar? 
24 aroma varken daha fazla insan durdu, gelenlerin yaklaşık yüzde 60'ı, 6 aroma varken ise gelenlerin yaklaşık yüzde 40'ı. 

Gözlemlediğimiz diğer şey şuydu, hangi durumlarda daha çok insan reçel satın alıyor? 
O zaman tam ters etkiyi görüyoruz. 24 aroma varken duranlardan yalnızca yüzde 3'ü reçel satın aldı. 6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı. Hesaplamayı yaparsanız 24 değil 6 aroma sunulduğunda 6 kat daha fazla sayıda insan reçel satın alıyor.
Reçel almamayı seçmek muhtemelen iyi bir seçim ama öyle görünüyor ki bu çok fazla seçenek problemi önemli sonuçları olan kararlarımızı da etkiliyor. Seçim yapmamayı seçiyoruz, bu bizim zararımıza olsa bile.”

Medyada Çok Seçenek Olması Ürkütüyor mu?
Bilim insanları ve sağlık çalışanlarının medya ile ilişkilerinde çok seçenek olması kafalarını karıştırıp, haber olmak yerine sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Utangaç olmak, çekinmek ya da korkmak yerine doğru şekilde medyada yer almayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü, çalışmalarınız ve birikiminiz sadece iş arkadaşlarınız ya da yakın çevrenizle paylaşılmayacak kadar önemli. 

Her röportaj, basın bülten ya da fotoğraf tüm dünyaya ilettiğiniz bir mesaj olur. Bu mesaj çoğaldıkça, insanlar tarafından bilimsel anlayışı destekleyen bir ilkeler temelini oluşturacaktır. Bu durumda da insanların bilinç düzeyi artacaktır. 

Seçeneklere Dönersek
Sheena Iyengar’ın çalışmasında dünyada artan seçeneklerin fazlalığı aslında üç olumsuz sonucu ortaya çıkardığını söylüyor. Üç olumsuz sonuç şunlar:
İnsanlar seçim yapmayı erteliyorlar, kendi çıkarlarına ters düşse bile oyalanıyorlar. 
Daha kötü tercihler yapıyorlar, daha kötü mali seçimler, tıbbi seçimler. 
Objektif olarak daha iyi seçimler yaptıklarında bile kendilerini daha az tatmin eden seçimler yapıyorlar. 

Peki Çözüm Ne?
Olumsuz sonuçları tespit eden Sheena Iyengar, çözüm olarak dört madde sunuyor. 
Azaltın, gereksiz seçenekleri atın. 
Somutlaştırma, gerçek gibi hissettirin 
Kategorilere ayırın, kategorilerle baş etmek seçeneklerden daha kolay
Zorluğa hazırlamak. düşündüğümüzden çok daha fazla bilgiyle , sadece biraz ağırdan alarak ilerlemektir. 

Seçimlerimiz medyada nasıl uygulayacağız?
Medyada konuşmak için zamanı ayarlamak, doğru gazeteci ile hedef kitlemize uygun mecrada açıklama yapmamızı sağlamak için kendimize bir kılavuz belirlememiz gerekiyor. Bunun için de Sağlık Medya Lab adı altında yeni bir eğitim şekli geliştirdim. Medya aslında bir bilimdir ve laboratuvarda çalışır gibi pratik yaparak öğrenilir. 

Medya bilimi nasıl gelişir? 
“İlk önce kendine ne olacağını sor; Sonra ne yapmak gerekiyorsa yap.”  der Epiktetos, insanlara, sağlık, yatırım ve diğer kritik alanlarda on veya daha fazla seçim sunarsak, onların seçimleri zayıflıyor. Doğru seçimler yapabilmek ve medyada istediğimiz mesajı hedef kitlemize ulaştırmak için bu eğitimin faydasını görenlerden aldığım geri bildirimler ise, yeni modüller oluşturmam yönünde. Eğlenirken öğrenmek için sağlık haberciliğinde yeni bir bakış açısı geliştiriyoruz. Sizi de bekleriz.
kaynak http://fesraoz.blogspot.com.tr/2016/06/medyada-dogru-sekilde-kendinizi-ifade.html